5 Ağustos 2009 Çarşamba

Fenerbahçeli Olmanın Gururu Paha Biçilmez


Bugün bir Fenerbahçe Kart standının yanında yaklaşık 15 dakika geçirirken oraya gelen müşterileri görünce daldım gittim. Bir sürü şirketi var Fenerbahçe'nin, bir sürü para harcanacak yer. Hele iyice işin içinde olunca neler neler harcıyoruz Fenerbahçe'ye diye düşündüm. Fenerbahçe hayatımızda olmasa biz de olmazdık gibi arabesk işlere girmeden; Fenerbahçe hayatımızda olmasa ne kadar paramız boşta kalırdı veya boşta para kalmaz da, başka yerlere harcayacak ne kadar para artardı acaba. Buyrun geçen seneki faaliyetlerimize göre düşünelim.

Kombine Kart 600 TL
Taraftar Kart 35 TL
10 deplasman 800 TL (her deplasmanda bilet, yol, içecek, yiyecek, İstanbul içi ulaşım derken maç başı 80 TL)
Kadıköy maç öncesi 500 TL (ulaşım, içecek, yemek derkenee maç başına 25, 20 de maç yapsak)
Fenerium 250 TL (burası lükse giriyor; bir forma, bir dernek poları, bir mont, bir dernek tişörtü derkeeen)

Toplam ne kadar mı ediyor: 2185 TL
Bir üniversite öğrencisi hadi diyelim Fenerium lüksünü çıkar; 2000 TL harcıyor yılda.
Ayda yaklaşık 165 TL eder.
Öğrenci kredisi ne kadar; 180 TL.
Fenerbahçeli bir üniversite öğrencisi öğrenim kredisini sadece Fenerbahçe'ye ayırsa ayda sadece 15 TL artıyor.
Tabi adım gibi eminim o artan 15 TL'ye de gider ya dergi alır, ya bir maçtan önce bir iki bira fazla içer; yine Fenerbahçe bütçesine gider.
İnsan vay bee çok para diyor ama sonra ne de olsa o paranın cepte kalmayacağını, başka şeylere gideceğini düşününce teselli buluyor.
Varsın Nevizade barlarına, AFM sinemalarına, marka mağazalara gideceğine Fenerbahçemize gitsin...

Undefined Object

3 yıl daha !

Fenerbahçe'ye geldiğinde bu kadar önemli bir oyuncu olacağı düşünülmüyordu herhalde. Hele ki son yıllarda takımımızda vazgeçemediğimiz Önder'i kesmesi imkansızdı. Ancak olaylar düşünülenin tam aksine gelişti. Önder'in sakatlığı ile şans bulan Gökhan formayı bir daha bırakmadı. Oynadığı futbol bir yana, sahaya koyduğu yüreğiyle bizleri mest etti. Avrupa hevesim yok diyor.. Eğer cidden düşüncesi bu yöndeyse takımın bir Totti'si, Puyol'u, Del Piero'su, Giggs'i olabilir. 2 senelik sözleşmesi kalmıştı. Yönetimin de son senelerde gösterdiği başarılı(!) kontrat yenileme performansına bakılarak bu hamlesi oldukça şaşırttı. Dos Santos ve Cristian -iyi ya da kötü önemli değil- transferleri yönetimin seneler sonra kafasına bir şey dank ettiğinin işaretiydi zaten. Yoksa Fenerbahçe'nin ne haddine 30 yaş altı yabancı getirmek. Bu doğru hamlelerin ilerleyen zamanlarda da devam etmesi dileğiyle..

4 Ağustos 2009 Salı

Yine Bana Hüsran

3 Ağustos 2009 Pazartesi

Süper Kupa ve Ötesi


Yaklaşık 3 ay önce Alex meşin yuvarlağı 11 metreden filelerle buluşturduğunda İzmir Atatürk Stadyumu'nu ''gool'' diye inleten Beşiktaş taraftarları dün sessizce koltuklarında oturuyordu.

Fenerbahçe taraftarları ise bu kez topun filelere temas ettiği anda nefret gözyaşı dökmüyor, sevinç çığlıkları atıyordu.

Sadece bu tablo bile Daum'lu Fenerbahçe'nin taraftarlarının ümitlerini, hayallerini, özlemlerini özetliyordu...

Kupa Almak Güzel Şey


4. yılı oldu Süper Kupa'nın.
Düzenlenmeye başladıktan sonra büyük bir boşluğu doldurduğu kadar, tam da tatmin etmeyen havası ile az çok bir gündem oluşturuyor 1-2 günlük.
Bu sene İstanbul'da oynanması tabi ki ayrı bir hava kattı şehre, İstanbul hissetti heyecanı etrafta gezen sarı-lacivert/siyah-beyaz formalı dillerindeki bestelerle tribünü sokaklara taşıyan taraftarlarla.
Haliyle basın ve medya da Türkiye'nin merkezindeki bu heyecanı aynı paralelde taşıdı sütunlara/programlara.

Maç Olimpiyat Stadı'nda. Bir futbol maçının Olimpiyat Stadı'nda oynanmasını anlamadığım gibi ne tarz bir beyne sahip insanların bu stadı böyle bir yere yaptığını yargıladım gün boyu yine. Tabi öncesinde otobüs çilesi. Metrobüsle Yeni Bosna'ya gittikten sonra stada ulaşımı kolaylaştırmak için İETT tarafından kaldırılan otobüs kuyruğuna girdik. Binerken 3 kişinin parası 4,5 TL'yi hazırladım ama fırsatçı İETT'miz meğer bir kişiden 6 TL istiyormuş zaten; elimdeki 3 kişilik para kendi ulaşım ücretimi bile karşılamaz hale geldi düşünün. Neyse dedik, küfrümüzü ettik; yola çıktık. Bir bayırın önünde durduğumuzda stada geldiğimiz söylendi; biz de dağları, taşları aşıp belki de yılanlar tarafından sokulmadığımız için kendimizi şanslı hissedip girdik turnikesinde büyük bir kalabalığı aşmamız gereken ülkemizin yüzlerce milyon dolarlık stadına.

Stat, Olimpiyat Stadı olunca daha önce gittiğimizde hissettiğimiz o sahadan kopukluk, tribünde onbinlerce kişi de olsak o yalnızlık duygusu, o heyecansızlık can sıktı tabi. Bir ton görsel şov hazırlanmış ama nafile; tribüne tesiri olmuyor o heyecanın, şov için can atan insanlar bile ''Yihuuu'' diye bağırmıyor. Tribünden de çok şey beklememek lazım tabi ki ama özetlersek; ilk yarı Fenerbahçe tribünü daha üstünde ikinci yarının ilk 20 dakikası meşhur tribün grubu Çarşı 9484739 kez üstüste üçlü girerek takıldılar, ardından da dale yaptılar bir tur, golden sonra da Fenerbahçe tribünü girdi devreye, bitirdi maçı öyle. Maç sonu eve dönmek tabi ki ayrı bir işkence olsa da, sağımızdan solumuzdan geçen Boca'nın ağzına kadar dolu otobüslerinden farksız içi Fenerbahçeli dolu İETT otobüsleri yüzümüzü güldürüyordu.

Kupa almak güzel şey, hele de bir taraftar için türlü çilerlerle dolu en zorlu deplasmandan sonra...

1 Ağustos 2009 Cumartesi

Sir Robert William #2


“Onları Küçümsemedik. Sadece düşündüğümüzden çok daha iyi çıktılar”
Bobby Robson

Honduras - El Salvador

Futbol sadece futbol değildir. Bunun en net örneklerinden biri bu iki ülke arasında yapılan maç olabilir. Honduras ile El Salvador Amerika topraklarında bulunan iki komşu ülke. Mevzu 1970 Dünya Kupası elemelerine dayanıyor.

El Salvador, Amerika kıtasının en yoğun nüfusuna sahip ülke, Honduras ise bu ülkenin yarı nüfusuna sahip, 6 kat büyüklüğünde bir ülkedir. İki tarafın da ekonomisi vahim ancak Honduras biraz daha iyi durumdadır. Aralarında göç şartlarıyla ilgili anlaşma imzalarlar. Bunun üzerine, El Salvador'dan Honduras sınırına göç akını başlar. Yaklaşık bir yıl sonra Honduras'ın ekonomisi biraz dirilir ancak yine de iç açıcı değildir. Ülke ise ekonomik sorunlardan göçmenleri sorumlu tutar. Honduras bu durumun üzerine El Salvador ile imzalamış olduğu göç anlaşmasını yenilemez. Ancak ülkede yasal göçmenlerin dışında 300.000 civarı kaçak göçmen de bulunmaktadır. 1969'da Honduras hükümeti yeni bir yasa çıkartır. Bu yasaya göre El Salvador'luların sahip olduğu topraklar ellerinden alınır ve Honduraslılara verilir. Honduras halkı gün geçtikçe ekonomik krizden dolayı çıldırmaktadır. Bu krizden de hala göçmenleri sorumlu tutar, saldırı düzeyine varan tacizlerde bulunurlar. Hem topraklarından hem de can güvenliklerinden olan Salvadorlular ülkelerine geri dönmeye başlar. Kendine hayrı olmayan El Salvador için ise bu felaket noktasıdır. Mevzu Salvador için gurur meselesidir artık. Honduras'a olan nefret gün yüzüne de çıkmıştır.
1970 yılında düzenlenecek Dünya Kupası’na Orta Amerika’dan katılacak takımları belirleyecek olan eleme maçları oynanmaktadır. Ve korkulan olur. Elemeler de alınan sonuçlar sonunda iki ülke son kontenjan için Play-Off maçı oynayacaktır. Bu ülkeler Honduras ve El Salvador’dur.

İlk maçı Honduras evinde kazanır., maçta olaylar çıkar. İkinci maçı da ev sahibi takım kazanmıştır. Olaylar daha büyüktür, Honduras'ın bayrakları yakılmış, birçok taraftarı yaralanmıştır. Ancak bu olayları abartan Honduras basını yüzlerce vatandaşın öldüğünü, tecavüzlerin bilmemnelerin olduğunu belirtir. Honduraslılar da bu gazı alır ve ülkelerindeki Salvadorlulara saldırır. İt dalaşına dönmüştür artık olay. Yüzlerce Salvadorlu ölmüştür. 26 Haziran’da Salvador, Honduras ile ilişkilerini kestiğini açıklar.

İki ülke birer maç kazanmıştır. 27 Haziran 1969’da Meksika’da taraflar bir kez daha karşılaşır ve El Salvador Honduras’ı yenerek kupaya katılma hakkı kazanır. Maçtan sonra Honduras, El Salvador ile diplomatik ilişkileri kestiğini açıklar. Maçı kaybeden Honduras'ta halk iyice zıvanadan çıkmıştır, bir kez daha Salvadorlulara sataşırlar. Yazık vallahi.. Evde hanımıyla kavga etse gidip Salvador cinayeti işleyecek kıvama gelmişler.

Futbol maçıyla birlikte iyice gerilen ortam bir türlü yatışmaz. Ve 14 Temmuz’da El Salvador uçakları Honduras’ı bombalar.
Savaş 4 gün sürer, iki ülke barış anlaşmasını 12 sene sonra imzalar. Savaşta 2000 kişi ölür. 100.000 kişi zorunlu olarak göç eder. İki ülke 22 sene boyunca Orta Amerika Ortak Pazarı’ndan dışlanır. Honduras'ta ekonomi iyice kötüleşir. Zaten kötü olan El Salvador'da ise vahim bir hal alır. El Salvador'dan kaçan Honduras'a gider sanki orası kendine yetiyormuş gibi. Honduras'ta işsizlik artar, sosyal sıkıntı boy gösterir. Olay bir sosyal patlamaya dönüşür ve ülkede iç savaş çıkar. Askeri anlamda kazanan yoktur. Bu olay tarihte Futbol Savaşı olarak anılır ama savaş için futbol bahane olmuştur.

Ordinaryüs

Fenerbahçe'nin iki yıldız futbolcusu, kaptan Cihat Arman ile değişilmez sol açığı golcü Halit Deringör, 1947 başlarında yedek subay olarak askerliklerini yapmak üzere kulüpten ayrılmak zorunda kalıyorlar...

Halit Deringör'ün eksikliği diğer arkadaşları ile giderilebilir ama devrin tartışmasız en büyüğü, ''uçan kale'' namıyla anılan kaptan kaleci Cihat Arman'ın yerini doldurmak zor. Lig mücadelesinde iddialı Fenerbahçe' yi tek kaleci Hüsnü ile yarışa sokmak da kuşkusuz çok riskli...
Yöneticiler doğal olarak yeni bir kaleci arayışına başlıyor. O sıralar Beyoğluspor'un dikkat çeken ve boşta olan bir kalecisi var:Şalapi...

Beşiktaş'ın da peşinde olduğu bu kaleciyi transfer etmek isteyen Fenerbahçe yöneticisi Dr. Rüştü Dağlaroğlu, Beyoğluspor yöneticisi Ohanides Nikoliodis ile buluşup, ısrarla kaleci Şalapi'yi istiyor.
Nikoliodis'in cevabı hayli ilginç oluyor:

''Yahu ne yapacaksın Şalapi'yi be kuzum!...Sana öyle bir futbolcu ismi vereceğim ki, sanki anası onu Fenerbahçe stili için doğurmuş!... Adı Lefter... Taksim kulübünde oynuyordu ama şimdi nerede bilemiyorum. Galiba Diyarbakır'da askerdeymiş... Onu hemen bulup kulübe alın. Sonra da bana camia olarak dua edin!...''

Şalapi'nin transferini kolayca bitiren Dr. Dağlaroğlu, hemen Lefter'in peşine düştü. Fenerbahçe kadrosunda bulunan sol bek Ruhi Karaduman'ın babası o sıralarda Diyarbakır'da Emniyet Amirliği yapıyordu. Ruhi,hemen babası ile ilişki kurup, 2 ay sonra terhis olacak Lefter'in doğruca Fenerbahçe'ye getirilmesini sağladı.
23 Nisan 1947 günü Vefa ile oynayacakları maç öncesi, Şeref Stadı soyunma odası kapısında görünen Ruhi Karaduman, yönetici Dağlaroğlu'na ''Lefter'i getirdim,dışarıda...'' dedi. Dağlaroğlu dışarı çıkıp merdiven başında duran, kısa boylu, çelimsiz, karakuru genci görünce, futbolcuya benzetemediği genç için Karaduma'a usulca ''Yahu bundan da futbolcu olur mu?.. Ama yine de Salı günkü antrenmana bir getiriver!..'' dedi.

Salı günkü antrenmana gelen Lefter'i antrenör Macar Ignace Molnar ile tanıştırıp, B takımda bir süre yer verdiler. Lefter antrenman maçında, abilerini ipe dizer gibi çalımlayıp oyunda kaldığı 25 dakika içinde A takımı kalecisi Hünü'ye peş peşe 4 gol atınca, duş bile almadan sessizce kaçıp gitmişti...

10 gün kadar ortalıkta görünmeyince telaşadüşüp araştırdılar. Kulüp müdürü Reşat Erte, onu Büyükada'da polis vasıtasıyla bulup getirmişti.Dağlaroğlu kendisine ''O gün neden habersiz kaçıp gittin olum?'' diye sorunca da;

''Affedin beni... O maçta ağabeylerime 4 gol atınca hem korktum hem de çok utandım. Kimseye de bu yüzden görünemedim... Ayrıca adaya gelen Beşiktaşlı Şükrü ile Galatasaraylı Reha bana''Fenerbahçe'ye gitme seni harcarlar'' deyip ikisi de bana asılıyorlar.'' cevabını veriyordu.
Lefter mahcup, bir o kadar da sıkıntılıydı. Dağlaroğlu nedenini sorunca söyle cevaplandırdı:

''Efendim, babam biraz hasta ve fakir. Balıkçılık yaparak geçiniyor. Sıkıntım daha ziyade ondan...''

Dr. Rüştü Dağlaroğlu'nun uzattığı ilaç parası 200 lirayı alırken, gözleri dolmuş ve ''Teşekkür ederim...Allah'ın izniyle bu paranın kaç katını Fenerbahçe'ye ödemeyi bir manus borcu bileceğim...'' demişti.
İşte ilerleyen zaman sürecinde 1947 ile 1965 yıllar arası 18 yılda tam 615 kez giydiği Fenerbahçe formasıyla rakip filelere 423 gol, 51 kez şerefle taşıdığı ay-yıldızlı formayla da 22 gol atıp, evrensel boyutlarda ad şöhret olup ''Futbol Ordinaryüsü'' ünvanını hak eden yaşayan efsane Lefter Küçükandonyadis'in ilginç transfer hikayesi...

Fenerbahçe Dergisi Ocak 2007

Sir Robert William #1

"Eğer beyaz mendiller sizin için kalkıyorsa o zaman bir ihtimal takımın başında kalabilirsiniz ancak beyaz mendiller başkan için kalkıyorsa o zaman bavulları acele toplamalı ve hızla gitmelisiniz..."
Bobby Robson

31 Temmuz 2009 Cuma

Oldu Bu İş

Uzun zamandan beri Fenerbahçe tribünlerinin içinde bulunduğu durum malum. Ancak Honved karşısındaki 90 dakika gösterdi ki "o iş artık tamam!" Geçtiğimiz sezonlardaki ilk maçlardaki boş tribünlere oynama sorunsalının, bu sezonun ilk maçında yerini derbi maçlardaki coşkuya bırakmış olduğunu görmek sevindirici.


Yönetim ve taraftar gruplarının ortak bir paydada buluşmasıyla, Maraton A ve B blokta yerini alan ve KFY ve GFB'nin başı çektiği yeni oluşumun bu destekteki payı büyük.


Geçen sezon yine okul açık tribünde yer alan 1907ÜNİFEB ve Grup CK' da sonunda istediği tribün ortamını yakalayabilmenin keyfini sürüyor.

Tüm bu etmenler birleştiğinde, biletini almış maça gelen, hiç bir tribün grubunun mensubu olmayan taraftar da, geçen sezon ruhsuz bir oyun sergileyen takımı izlemeyi, tribünde destek vermeye yeğlerken; bu sezon sesi kısılıncaya kadar bağırmayı, güzel ve hırslı oyuna tercih edeceğe benzer.

Az çok tribünü takip eden herkes, Fenerbahçe taraftarının "Efsane Maraton" özlemini bilir. Rakip taraftarlarla "biz daha iyiyiz" ana başlığında tribünün yapısı, yönetimin tavrı, bilet fiyatları gibi konularda tatlı sert tartışmalara girilir. Merak ettiğim, sürekli varsayımlar üzerinden yapılan bu tartışmalardaki şartların bir kısmının Efsane Maraton için olumlu şekilde gelişmesinden sonra tartışmaların seyrinin ne olacağı. Yaşayıp görelim..

30 Temmuz 2009 Perşembe

Elano Galatasaray'da

Gece yatmaya hazırlanırken gördüm bombayı. Gece yarısı transfer haberleri özellikle transferin olduğu takım taraftarları için baya eğlenceli oluyor. Galatasaray bence çok iyi bir transfer yaptı ve total futbol için gerekli olacak oyuncu kalitesine ulaştı gibi gözüküyor hücum hattında. Ama mor formayla olmaz o iş. Beşiktaş artık geçen seneki puanlarını toplasa bile Fener ve Cimbom böyle kadrolar kurmuşken 3. lükten öteye geçemez. Anlaşılan kalp krizlerine gebe, süper bir sezon bekliyor bizi.

İnsanoğlu Unutkan

Evet insanoğlu unutkan gerçekten.
Ne çabuk unuttuk Mateja Kezman'ı...
Gelişi, gidemeyişi ve nihayetinde gidişi ile olay yaratan Kezman'ı unuttuk gitti.
''Çoğu kişi harbiden ne oldu ona, en son PSG'ye kiralamıştık'' diyor bahsi geçince.
Bu Haziran'da sözleşmesindeki ''PSG küme düşmezse 4.5 milyon dolara bonservisi PSG'ye verilir'' şartı sayesinde güzel bir paraya satmışız.
Yalnız Kezman'ın derdi, hele Türklerle olan derdi bitmeyecek gibi gözüküyor.
Eskiden Semih, şimdi de PSG'nin yeni transferi Mevlüt...
Son hazırlık maçına Mevlüt 11'de başlayıp golünü atıp; yerini 60'lı dakikalarda Kezman'a bırakmış.
Adam iç geçiriyordur şimdi nedir bu Türklerden çektiğim diye.

Yeni Rakı ve Güzel Reklam

Yeni Rakı'nın son reklamı, az önce Facebook'ta rastladım ben de. Rakı reklamlarında iştah açıcı malzemeler kullanılması yasaklanmış. Yeni Rakı da böyle bir çıkış yolu bulmuş. Artık Bodrum'da ya da Taksim'de kurulmuş güzel sofralarda inleyen nağmeler söylenen reklamlar olmayacak anlaşılan ama yine de "güzel reklam nasıl olur"un örneklerini göstermeye devam edecek galiba Yeni Rakı. Ben beğendim açıkçası...

29 Temmuz 2009 Çarşamba

Değişiklik gerçekleşti

Massa'nın yerine Schumi'nin direksiyona geçeceğini belirtmiştik daha önce. Alman pilot kabul etti bu teklifi. Ferrari'yi eski günlerine döndürmek istiyorum dedi. Yapılan açıklamaya göre Massa iyileşene kadar Michael Schumacher'i izleyeceğiz.

Merak Ne Güzel Şey Güzel Şey Merak

Bir reklam Dünya'nın hem en sinir bozucu hem de en başarılı reklamı olur mu?
Olurmuş, Turkcell öğretti, '3G'nin kralıyız'ı herkesin beynine soktu delirterek.
Şu yazıyı yazarken bile lanet olsun ki dilimde, içinden yıllardır ''ya meraktan'' diye başlayan atasözümüzü geçirenlere ise selam olsun...
Meraknegüzelşeygüzelşeymerakmerakşeynearıyorsanhemenbulmak...

Juan Pablo Sorín

1976 Buenos Aires doğumlu Arjantinli bek. Sol kanadı gözünüz kapalı emanet edebileceğiniz, çok beğendiğim ama hiçbir zaman üstdüzey takımlarda oynayamamış da bir adam. Sadece yarım sezonluk bir Barcelona serüveni var. Argentinos Juniors'da başlamıştı futbol hayatına. İlk Avrupa atılımı iki senelik Juventus serüveni ki 2 maç oynadı sadece. Ardından ülkesine döndü. Ortega gitti o geldi, 4 senelik River Plate hayatı. Ordan Cruzeiro'ya geçti, Alex'in Parma'daki zamanları. Daha sonra 1'er yıllık Lazio ve Barça macerası. İspanya'dan Fransa'ya geçti, başkent Paris'e. 2 sene Saint-Germain için ter akıttı. Ardından Alex'in son senesinde Cruzeiro'da birlikte oynadılar. 2004-2008 yılları arası İspanya ve Almanya yolculukları. 2008 sonunda tekrardan döndü Brezilya'ya. Avrupa'daki en başarılı zamanı Villareal ile CL yarı finaline çıkmak oldu. 2002 Dünya Kupası'nda Arjantin formasını giymişti ancak gruptan bile çıkamadı bu efsane ülke. 2006 'da ise milli takımda kaptanlık yaptı. Çeyrek finalde evsahibi Almanya'ya elendiler. 1 senedir Cruzeiro forması giyiyordu. Dün emekli oldu.

Lafını Yemedi


“Evet biz 5 yeriz, 7 yeriz ama 6 yemeyiz. Belki 7 yeriz, 9 yeriz ama 8 yemeyiz”
Bülent Uygun

28 Temmuz 2009 Salı

Sivas'a Avrupa Extra Large

Anderlecht o kadar da zor engel değildi. Elenecek olsa bile doğru düzgün elenir diye düşünüyordum. 5-0 fazla oldu biraz.
Bület Hoca ümitli ama: ''Şimdi kendi sahamızdaki maça bakacağız, orada gerçek oyunumuzu oynarsak bir şeyler olabilir.''
O maçtan sonra da Sivas'ın Avrupa'da yükselmesi istenmiyor der artık.
Canı sağolsun.

İbo töreni

Bulun bakalım Zlatan'ı.