16 Ağustos 2009 Pazar

TOTA

Lugano'nun takımda kalacağı uzun süredir konuşuluyordu. Tek sıkıntının ise Lazio'nun istemesi ve Uruguaylı'nın da İtalya'dan yana olmasıydı. Çizme, Lugano'nun konuşulduğu kadar büyük bir tutkusu olsaydı, ne ücret olursa olsun giyerdi. Bunun örneklerini geçmiş senelerde yaşadık. Burada Aurelio'nun duruşu Lugano'dan daha naif. Figer'in işidir muhtemelen. Sonuç olarak Lugano tilki konumuna düştü. Bu anlaşmadan sonra Bilica transferi de gereksiz oldu, ancak o zaman için düşünülecek başka alternatif yoktu belki de. 2 yabancının yedekte oturacağını düşünürsek Deivid'in yanında Cristian mı Bilica mı olacak göreceğiz. Bilica çok daha ağır basıyor tabi ki. Tek kesin sonuç Edu yolcudur. Yukarıdaki fotoğrafı da çektirmez bir daha bu üçlü..

Siteden yapılan açıklama da enteresan. Resmi yayın organı olarak sanki haber ajansı edasıyla cümleler kurulmasını pek anlamadım.

Edit: Bilica 2-3 maç Alex'e duacı olur.

15 Ağustos 2009 Cumartesi

Kıyas

İngiltere ve Türkiye arasında bir kıyas yapalım.. Pound ile Türk Lirası'nın değerini bir kenara bırakalım, sadece birim fiyat üzerinden ve fiyatları da yaklaşık olarak düşünelim.

Asgari Ücret
İngiltere : 890
Türkiye : 690

Mc Donald's da Big Mac Menü
İngiltere : 7
Türkiye : 10

Chicken&Chips
İngiltere : 4
Türkiye : 5

Maç Keyfi
Man Utd : 27
Fenerbahçe : 55

Oranlamayı da size bırakalım.. Bu mantık bazılarınıza da saçma gelebilir, yapacak bir şey yok.

14 Ağustos 2009 Cuma

Alexa

Galatasaray, resmi sitesinden Alexa sırasını açıklamış. Bunu üstün başarı olarak görecekler ki Galatasaray.org'u sıralamalarda üstlere taşıyan ve kendi rekorlarını da egale etmesini sağlayan tüm taraftar ve ziyaretçilerimize teşekkür ederiz. notunu düşmüşler yazının sonunda.


Alexa nedir? İnternetin reyting sistemi diyebiliriz kısaca. Bir başka değişle internetin AGB'si. Sitene kaç kişi girmiş, kaç kişi çıkmış öğrenip kendi kendine heyecanlanabileceğin bir sistem. Galatasaray da aynısını yaşamış; Baros'u aldık şu kadar kişi girdi, Elano'yu aldık 100 bin kişi daha fazla girdi, seneye 700 bin kişinin siteye girebileceği bir transfer yapalım! Politika bu yönde mi acaba? Ntvmsnbc, mynet, milliyet misin, reklam kaygın mı var da Alexa çok önemli senin için.. Sponsor ve kendi reklamların dışında yer alan bir şey yok sitende. Acaba Adnan Polat arayıp da Aziz Bey Alexa'da geçirdik, sıra Kadıköy'de demiş midir?

Alexa rakamları, sadece bilgisayarında 'Alexa toolbar' a sahip internet kullanıcılarının tercihlerinden oluştuğundan, kesin bir veri olarak algılanmamalıdır. Ancak, en gelişmiş ve genele hitap eden bir sistem olduğu için önem verilir.

Oylama Hegemonyası

Alman Sport Bild en iyi kaleci anketi açmış sitesinden. Casillas'dan Akinfeev'e, Lloris'den Coupet'e 50 kaleci yer alıyor. İki gün önce Casillas ile Buffon kapışıyordu. Kalecimiz Volkan 32. sıradaydı. Fenerbahçe forumlarına düştü bu oylama. Türk olarak çok severiz tıklamayı, yine affetmedik. Galatasaraylılar duymamış henüz. Haydi tıklamaya devam..

Portre

Jack Andrew Wilshere. 1 Ocak 1992 doğumlu, daha 17 yaşında. Arsene Wenger'in eline düşmüş şanslı genç yeteneklerden biri. 9 yaşında Arsenal camiasına girdi. Ofansif orta saha. Sol ayağını daha etkili kullanıyor ve orta sahanın sağ ve sol kanadında oynayabiliyor. 16 yaşında Şampiyonlar Ligi'nde Dinamo Kiev’e karşı forma giyerek tarihe geçti. U16' da 3, U17' de 8, U19 ve U21' de birer kez olmak üzere 13 kez de milli formayı giydi ve 2 gol attı.

Geçen haftalarda Emirates Cup maçlarında izledim. Atletico Madrid ve Glasgow Rangers maçlarında çok iyiydi. İyi oyununu golleriyle de süsledi. Arsene Wenger’ in bir başka keşfi… Maç sonu yaptığı açıklamalarda da övgü dolu sözlerle bahsetti. Dikkatle izlenmeli diyorum…

by kbr

55 TL!



Geçtiğimiz haftalarda Bağnaz kardeşim Denizli'yi eleştirmişti. Ama tabi nereden bilsin kendi stadında daha beteri olduğunu. Hiç değilse Denizli bize numaralı tribünde yer ayırmıştı. Evet Fenerbahçe'nin bu sezonki bilet politikası belli oldu. Normal lig maçları 55 TL, derbi ve Avrupa maçları da muhtemelen 77 TL. Bu para muhabbetleri olunca işin içinde hep hesaplar yapılır, asgari ücret şudur, filanca ligde kombine fiyatları böyledir, orada burada şunu yapmanın bedeli budur. Ben de yapayım bir tane o yüzden: Fenerbahçe taraftarının stadında maç izlemesi için bir fırın ekmek alacak parası olması lazım bir maç için.

Bu hafta içinde basının da gündeme getirmesiyle taraftarın bilet fiyatlarından duyduğu hoşnutsuzluk yönetimin kulağına gitmiştir mutlaka. Saraçoğlu'nda oluşan ve oluşmaya devam eden atmosferin ne kadar tehlikeli olduğunu başlarına birşey gelince anlayacak herhalde insanlar. Müşteri profili ister istemez yaratılıyor ve kombinesine, biletine yüzlerce, binlerce liralar veren insanlar ister istemez müşteri memnuniyeti de istiyor böyle lüks bir alış veriş için.

Denizli'yi eleştiriyoruz, haklıyız da ama önce kendimizi eleştirmemiz lazım. Bütün takımların, bütün taraftarları koyun olmaktan çıkıp tepkilerini koymalılar artık bu duruma. Yoksa yakında statlar da sahillerimizdeki mekanlar gibi belli insanların mekanı olur gider, biz de futbolu burada değil de İspanya'da falan izlemeye başlarız.

13 Ağustos 2009 Perşembe

Sessiz Arenalar

Olimpiyat Stadı'yla ilgili geçtiğimiz günlerde bir haber çıkmıştı. Dubai takımı kullanım başına 200 TL ödemek üzere 2 aylığına kiralamış. Stadın maliyeti 125 milyon dolar olup, 2500 yıl boyunca her gün antrenman yapsalar bu parayı çıkaramayız. Zaten stat Galatasaray - Fenerbahçe ve CL Finali dışında dolmamıştır da. Yani CL Finali almak için 125 milyon dolar çıktı cebimizden diyebiliriz, başka hiçbir işe yaramadı çünkü. Avrupa Şampiyonası alamazsak ki çok zor başka bir işe de yaramaz. Geçen sene The Guardian gazetesinin yaptığı araştırmayı aktaralım..

1-West Ham Stadı - (Londra-İngiltere): Kapasitesi 119 bin 531. 1930 yılında oynanan Thames-Luton maçına 459 kişi.

2-Asteka Stadı - (Meksika): Kapasitesi 120 bin. 1995-2002 yılları arasındaki Neksaka takımının maçlarını izleyenlerin sayısı 2 bin civarında.

3- Camp Nou Stadı - (Barcelona-İspanya): Kapasitesi 90 binin üstünde. 1992 yılında yapılan Leeds United - Stutgart maçını 7 bin 400 taraftar izledi.

4-Atatürk Olimpiyat Stadyumu - (İstanbul-Türkiye): Kapasitesi 81 bin 283. 9 Aralık’ta yapılan İstanbul Büyükşehir Belediyespor ve Gençlerbirliği maçını sadece 50 kişi izledi.

5-Luzhniki Stadı-(Moskova-Rusya): Kapasitesi 84 bin. Son Torpedo takımının bu stadındaki maçlarına son iki sezonda 3-4 bin kişi katıldı.

6-Westfalen Stadı(Almanya): Kapasitesi 79 bin 028. Borisa Dortmunt-Wuppertal maçının seyircisi sayısı ise 1680 oldu.

7-Herta Berlin Olimpiyat Stadı (Berlin-Almanya): Kapasitesi 73 bin. 1986’da Bundesliga ikinci liginde oynadığı maçlarda izleyici sayısı 1800’e kadar düştü.

8-Delle Alpi Stadı-(Milan-İtalya): 1901-1902 sezonunda oynanan İtalya kupası için oynayan Juventus-Sampdoria maçını 237 kişi izledi.

9-Amsterdam Olimpiyat Stadı (Hollanda): Kapasitesi 61 bin 500. Eylül 1977’de FC Amstedam’ın FC Twente takımıyla oynadığı maça bin 500 tane seyirci katıldı.

10-Nissan Stadyumu(Yokohama-Japonya): Kapasitesi 72 bin 372. Stat 1998’den bu yana Yokohama Marinos takımı tarafından kullanılıyor. Ortalama seyirci sayısı 19 bin 165.

12 Ağustos 2009 Çarşamba

RocknRolla

Son zamanlarda böyle absürd İngiliz filmlerini izlemeyi özlemişken, ilaç gibi geldi RocknRolla. Kadrosu baya zengin. 300'ün Sparta Kralı Gerard Butler, Entourage'ın Ari Gold'u Jeremy Piven, Tom Wilkinson benim sevdiğim isimler ama bu filmle beraber bir çok sevdiğim oyuncu oldu. Guy Ritchie yine güzel film yapmış. İngiliz mizah anlayışı ve aksanını sevenlere çok güzel vakit geçirtme garantili bir film.

Filme gelecek olursam, filmde çok tanıdık bir konu ve karakterler var. Hafif gariban bir çete, onlardan daha iyi durumda parayı bulmuş ama yine yörenin çocuğu olan başka bir grup ve en tepede de hepsinden zengin ve pis olabilen milyarder.Filmdeki en çarpıcı gönderme Londra'ya gelip, bir takım satın alan Rus milyarder karakteridir herhalde.Film bu 3 grup arasındaki komik ve aksiyonlu hikaye üzerine kurulmuş. Alttaki fotoda takım sahibi Rus'un kime benzediği yorumunu yaparsınız artık. Filmle ilgili spoiler vermemek adına kısa kesiyorum. Üçleme olacağı söyleniyor bu arada RocknRolla'nın. Umarım olur.
Son olarak bir replik gelsin o zaman:
"'there's no school like the old school and i'm the fuckin headmaster"

11 Ağustos 2009 Salı

UO

6 Ağustos 2009 Perşembe

Türk Basını


Bizim güvenilir basınımızda her gün yeni bir adam geliyor. Bu haberlere inanan var mı bilmiyorum ama en komiklerinden biri bugün yaşandı. Huntelaar'ın inanılmaz bir teklifle bize geleceğini yazmış Fotospor. Dün akşam zaten kesinleşmişti Huntelaar'ın İtalya yolculuğu, sadece resmi açıklama kalmıştı. Buna rağmen ilk sayfadaydı gazetete. Ve bugün beklendiği üzere Milan transferi resmen açıkladı. Gazeteleri toplatamassın tamam da sitenden çıkar haberi bir zahmet de kolpalığını biraz örtbas et.

5 Ağustos 2009 Çarşamba

Fenerbahçeli Olmanın Gururu Paha Biçilmez


Bugün bir Fenerbahçe Kart standının yanında yaklaşık 15 dakika geçirirken oraya gelen müşterileri görünce daldım gittim. Bir sürü şirketi var Fenerbahçe'nin, bir sürü para harcanacak yer. Hele iyice işin içinde olunca neler neler harcıyoruz Fenerbahçe'ye diye düşündüm. Fenerbahçe hayatımızda olmasa biz de olmazdık gibi arabesk işlere girmeden; Fenerbahçe hayatımızda olmasa ne kadar paramız boşta kalırdı veya boşta para kalmaz da, başka yerlere harcayacak ne kadar para artardı acaba. Buyrun geçen seneki faaliyetlerimize göre düşünelim.

Kombine Kart 600 TL
Taraftar Kart 35 TL
10 deplasman 800 TL (her deplasmanda bilet, yol, içecek, yiyecek, İstanbul içi ulaşım derken maç başı 80 TL)
Kadıköy maç öncesi 500 TL (ulaşım, içecek, yemek derkenee maç başına 25, 20 de maç yapsak)
Fenerium 250 TL (burası lükse giriyor; bir forma, bir dernek poları, bir mont, bir dernek tişörtü derkeeen)

Toplam ne kadar mı ediyor: 2185 TL
Bir üniversite öğrencisi hadi diyelim Fenerium lüksünü çıkar; 2000 TL harcıyor yılda.
Ayda yaklaşık 165 TL eder.
Öğrenci kredisi ne kadar; 180 TL.
Fenerbahçeli bir üniversite öğrencisi öğrenim kredisini sadece Fenerbahçe'ye ayırsa ayda sadece 15 TL artıyor.
Tabi adım gibi eminim o artan 15 TL'ye de gider ya dergi alır, ya bir maçtan önce bir iki bira fazla içer; yine Fenerbahçe bütçesine gider.
İnsan vay bee çok para diyor ama sonra ne de olsa o paranın cepte kalmayacağını, başka şeylere gideceğini düşününce teselli buluyor.
Varsın Nevizade barlarına, AFM sinemalarına, marka mağazalara gideceğine Fenerbahçemize gitsin...

Undefined Object

3 yıl daha !

Fenerbahçe'ye geldiğinde bu kadar önemli bir oyuncu olacağı düşünülmüyordu herhalde. Hele ki son yıllarda takımımızda vazgeçemediğimiz Önder'i kesmesi imkansızdı. Ancak olaylar düşünülenin tam aksine gelişti. Önder'in sakatlığı ile şans bulan Gökhan formayı bir daha bırakmadı. Oynadığı futbol bir yana, sahaya koyduğu yüreğiyle bizleri mest etti. Avrupa hevesim yok diyor.. Eğer cidden düşüncesi bu yöndeyse takımın bir Totti'si, Puyol'u, Del Piero'su, Giggs'i olabilir. 2 senelik sözleşmesi kalmıştı. Yönetimin de son senelerde gösterdiği başarılı(!) kontrat yenileme performansına bakılarak bu hamlesi oldukça şaşırttı. Dos Santos ve Cristian -iyi ya da kötü önemli değil- transferleri yönetimin seneler sonra kafasına bir şey dank ettiğinin işaretiydi zaten. Yoksa Fenerbahçe'nin ne haddine 30 yaş altı yabancı getirmek. Bu doğru hamlelerin ilerleyen zamanlarda da devam etmesi dileğiyle..

4 Ağustos 2009 Salı

Yine Bana Hüsran

3 Ağustos 2009 Pazartesi

Süper Kupa ve Ötesi


Yaklaşık 3 ay önce Alex meşin yuvarlağı 11 metreden filelerle buluşturduğunda İzmir Atatürk Stadyumu'nu ''gool'' diye inleten Beşiktaş taraftarları dün sessizce koltuklarında oturuyordu.

Fenerbahçe taraftarları ise bu kez topun filelere temas ettiği anda nefret gözyaşı dökmüyor, sevinç çığlıkları atıyordu.

Sadece bu tablo bile Daum'lu Fenerbahçe'nin taraftarlarının ümitlerini, hayallerini, özlemlerini özetliyordu...

Kupa Almak Güzel Şey


4. yılı oldu Süper Kupa'nın.
Düzenlenmeye başladıktan sonra büyük bir boşluğu doldurduğu kadar, tam da tatmin etmeyen havası ile az çok bir gündem oluşturuyor 1-2 günlük.
Bu sene İstanbul'da oynanması tabi ki ayrı bir hava kattı şehre, İstanbul hissetti heyecanı etrafta gezen sarı-lacivert/siyah-beyaz formalı dillerindeki bestelerle tribünü sokaklara taşıyan taraftarlarla.
Haliyle basın ve medya da Türkiye'nin merkezindeki bu heyecanı aynı paralelde taşıdı sütunlara/programlara.

Maç Olimpiyat Stadı'nda. Bir futbol maçının Olimpiyat Stadı'nda oynanmasını anlamadığım gibi ne tarz bir beyne sahip insanların bu stadı böyle bir yere yaptığını yargıladım gün boyu yine. Tabi öncesinde otobüs çilesi. Metrobüsle Yeni Bosna'ya gittikten sonra stada ulaşımı kolaylaştırmak için İETT tarafından kaldırılan otobüs kuyruğuna girdik. Binerken 3 kişinin parası 4,5 TL'yi hazırladım ama fırsatçı İETT'miz meğer bir kişiden 6 TL istiyormuş zaten; elimdeki 3 kişilik para kendi ulaşım ücretimi bile karşılamaz hale geldi düşünün. Neyse dedik, küfrümüzü ettik; yola çıktık. Bir bayırın önünde durduğumuzda stada geldiğimiz söylendi; biz de dağları, taşları aşıp belki de yılanlar tarafından sokulmadığımız için kendimizi şanslı hissedip girdik turnikesinde büyük bir kalabalığı aşmamız gereken ülkemizin yüzlerce milyon dolarlık stadına.

Stat, Olimpiyat Stadı olunca daha önce gittiğimizde hissettiğimiz o sahadan kopukluk, tribünde onbinlerce kişi de olsak o yalnızlık duygusu, o heyecansızlık can sıktı tabi. Bir ton görsel şov hazırlanmış ama nafile; tribüne tesiri olmuyor o heyecanın, şov için can atan insanlar bile ''Yihuuu'' diye bağırmıyor. Tribünden de çok şey beklememek lazım tabi ki ama özetlersek; ilk yarı Fenerbahçe tribünü daha üstünde ikinci yarının ilk 20 dakikası meşhur tribün grubu Çarşı 9484739 kez üstüste üçlü girerek takıldılar, ardından da dale yaptılar bir tur, golden sonra da Fenerbahçe tribünü girdi devreye, bitirdi maçı öyle. Maç sonu eve dönmek tabi ki ayrı bir işkence olsa da, sağımızdan solumuzdan geçen Boca'nın ağzına kadar dolu otobüslerinden farksız içi Fenerbahçeli dolu İETT otobüsleri yüzümüzü güldürüyordu.

Kupa almak güzel şey, hele de bir taraftar için türlü çilerlerle dolu en zorlu deplasmandan sonra...

1 Ağustos 2009 Cumartesi

Sir Robert William #2


“Onları Küçümsemedik. Sadece düşündüğümüzden çok daha iyi çıktılar”
Bobby Robson

Honduras - El Salvador

Futbol sadece futbol değildir. Bunun en net örneklerinden biri bu iki ülke arasında yapılan maç olabilir. Honduras ile El Salvador Amerika topraklarında bulunan iki komşu ülke. Mevzu 1970 Dünya Kupası elemelerine dayanıyor.

El Salvador, Amerika kıtasının en yoğun nüfusuna sahip ülke, Honduras ise bu ülkenin yarı nüfusuna sahip, 6 kat büyüklüğünde bir ülkedir. İki tarafın da ekonomisi vahim ancak Honduras biraz daha iyi durumdadır. Aralarında göç şartlarıyla ilgili anlaşma imzalarlar. Bunun üzerine, El Salvador'dan Honduras sınırına göç akını başlar. Yaklaşık bir yıl sonra Honduras'ın ekonomisi biraz dirilir ancak yine de iç açıcı değildir. Ülke ise ekonomik sorunlardan göçmenleri sorumlu tutar. Honduras bu durumun üzerine El Salvador ile imzalamış olduğu göç anlaşmasını yenilemez. Ancak ülkede yasal göçmenlerin dışında 300.000 civarı kaçak göçmen de bulunmaktadır. 1969'da Honduras hükümeti yeni bir yasa çıkartır. Bu yasaya göre El Salvador'luların sahip olduğu topraklar ellerinden alınır ve Honduraslılara verilir. Honduras halkı gün geçtikçe ekonomik krizden dolayı çıldırmaktadır. Bu krizden de hala göçmenleri sorumlu tutar, saldırı düzeyine varan tacizlerde bulunurlar. Hem topraklarından hem de can güvenliklerinden olan Salvadorlular ülkelerine geri dönmeye başlar. Kendine hayrı olmayan El Salvador için ise bu felaket noktasıdır. Mevzu Salvador için gurur meselesidir artık. Honduras'a olan nefret gün yüzüne de çıkmıştır.
1970 yılında düzenlenecek Dünya Kupası’na Orta Amerika’dan katılacak takımları belirleyecek olan eleme maçları oynanmaktadır. Ve korkulan olur. Elemeler de alınan sonuçlar sonunda iki ülke son kontenjan için Play-Off maçı oynayacaktır. Bu ülkeler Honduras ve El Salvador’dur.

İlk maçı Honduras evinde kazanır., maçta olaylar çıkar. İkinci maçı da ev sahibi takım kazanmıştır. Olaylar daha büyüktür, Honduras'ın bayrakları yakılmış, birçok taraftarı yaralanmıştır. Ancak bu olayları abartan Honduras basını yüzlerce vatandaşın öldüğünü, tecavüzlerin bilmemnelerin olduğunu belirtir. Honduraslılar da bu gazı alır ve ülkelerindeki Salvadorlulara saldırır. İt dalaşına dönmüştür artık olay. Yüzlerce Salvadorlu ölmüştür. 26 Haziran’da Salvador, Honduras ile ilişkilerini kestiğini açıklar.

İki ülke birer maç kazanmıştır. 27 Haziran 1969’da Meksika’da taraflar bir kez daha karşılaşır ve El Salvador Honduras’ı yenerek kupaya katılma hakkı kazanır. Maçtan sonra Honduras, El Salvador ile diplomatik ilişkileri kestiğini açıklar. Maçı kaybeden Honduras'ta halk iyice zıvanadan çıkmıştır, bir kez daha Salvadorlulara sataşırlar. Yazık vallahi.. Evde hanımıyla kavga etse gidip Salvador cinayeti işleyecek kıvama gelmişler.

Futbol maçıyla birlikte iyice gerilen ortam bir türlü yatışmaz. Ve 14 Temmuz’da El Salvador uçakları Honduras’ı bombalar.
Savaş 4 gün sürer, iki ülke barış anlaşmasını 12 sene sonra imzalar. Savaşta 2000 kişi ölür. 100.000 kişi zorunlu olarak göç eder. İki ülke 22 sene boyunca Orta Amerika Ortak Pazarı’ndan dışlanır. Honduras'ta ekonomi iyice kötüleşir. Zaten kötü olan El Salvador'da ise vahim bir hal alır. El Salvador'dan kaçan Honduras'a gider sanki orası kendine yetiyormuş gibi. Honduras'ta işsizlik artar, sosyal sıkıntı boy gösterir. Olay bir sosyal patlamaya dönüşür ve ülkede iç savaş çıkar. Askeri anlamda kazanan yoktur. Bu olay tarihte Futbol Savaşı olarak anılır ama savaş için futbol bahane olmuştur.

Ordinaryüs

Fenerbahçe'nin iki yıldız futbolcusu, kaptan Cihat Arman ile değişilmez sol açığı golcü Halit Deringör, 1947 başlarında yedek subay olarak askerliklerini yapmak üzere kulüpten ayrılmak zorunda kalıyorlar...

Halit Deringör'ün eksikliği diğer arkadaşları ile giderilebilir ama devrin tartışmasız en büyüğü, ''uçan kale'' namıyla anılan kaptan kaleci Cihat Arman'ın yerini doldurmak zor. Lig mücadelesinde iddialı Fenerbahçe' yi tek kaleci Hüsnü ile yarışa sokmak da kuşkusuz çok riskli...
Yöneticiler doğal olarak yeni bir kaleci arayışına başlıyor. O sıralar Beyoğluspor'un dikkat çeken ve boşta olan bir kalecisi var:Şalapi...

Beşiktaş'ın da peşinde olduğu bu kaleciyi transfer etmek isteyen Fenerbahçe yöneticisi Dr. Rüştü Dağlaroğlu, Beyoğluspor yöneticisi Ohanides Nikoliodis ile buluşup, ısrarla kaleci Şalapi'yi istiyor.
Nikoliodis'in cevabı hayli ilginç oluyor:

''Yahu ne yapacaksın Şalapi'yi be kuzum!...Sana öyle bir futbolcu ismi vereceğim ki, sanki anası onu Fenerbahçe stili için doğurmuş!... Adı Lefter... Taksim kulübünde oynuyordu ama şimdi nerede bilemiyorum. Galiba Diyarbakır'da askerdeymiş... Onu hemen bulup kulübe alın. Sonra da bana camia olarak dua edin!...''

Şalapi'nin transferini kolayca bitiren Dr. Dağlaroğlu, hemen Lefter'in peşine düştü. Fenerbahçe kadrosunda bulunan sol bek Ruhi Karaduman'ın babası o sıralarda Diyarbakır'da Emniyet Amirliği yapıyordu. Ruhi,hemen babası ile ilişki kurup, 2 ay sonra terhis olacak Lefter'in doğruca Fenerbahçe'ye getirilmesini sağladı.
23 Nisan 1947 günü Vefa ile oynayacakları maç öncesi, Şeref Stadı soyunma odası kapısında görünen Ruhi Karaduman, yönetici Dağlaroğlu'na ''Lefter'i getirdim,dışarıda...'' dedi. Dağlaroğlu dışarı çıkıp merdiven başında duran, kısa boylu, çelimsiz, karakuru genci görünce, futbolcuya benzetemediği genç için Karaduma'a usulca ''Yahu bundan da futbolcu olur mu?.. Ama yine de Salı günkü antrenmana bir getiriver!..'' dedi.

Salı günkü antrenmana gelen Lefter'i antrenör Macar Ignace Molnar ile tanıştırıp, B takımda bir süre yer verdiler. Lefter antrenman maçında, abilerini ipe dizer gibi çalımlayıp oyunda kaldığı 25 dakika içinde A takımı kalecisi Hünü'ye peş peşe 4 gol atınca, duş bile almadan sessizce kaçıp gitmişti...

10 gün kadar ortalıkta görünmeyince telaşadüşüp araştırdılar. Kulüp müdürü Reşat Erte, onu Büyükada'da polis vasıtasıyla bulup getirmişti.Dağlaroğlu kendisine ''O gün neden habersiz kaçıp gittin olum?'' diye sorunca da;

''Affedin beni... O maçta ağabeylerime 4 gol atınca hem korktum hem de çok utandım. Kimseye de bu yüzden görünemedim... Ayrıca adaya gelen Beşiktaşlı Şükrü ile Galatasaraylı Reha bana''Fenerbahçe'ye gitme seni harcarlar'' deyip ikisi de bana asılıyorlar.'' cevabını veriyordu.
Lefter mahcup, bir o kadar da sıkıntılıydı. Dağlaroğlu nedenini sorunca söyle cevaplandırdı:

''Efendim, babam biraz hasta ve fakir. Balıkçılık yaparak geçiniyor. Sıkıntım daha ziyade ondan...''

Dr. Rüştü Dağlaroğlu'nun uzattığı ilaç parası 200 lirayı alırken, gözleri dolmuş ve ''Teşekkür ederim...Allah'ın izniyle bu paranın kaç katını Fenerbahçe'ye ödemeyi bir manus borcu bileceğim...'' demişti.
İşte ilerleyen zaman sürecinde 1947 ile 1965 yıllar arası 18 yılda tam 615 kez giydiği Fenerbahçe formasıyla rakip filelere 423 gol, 51 kez şerefle taşıdığı ay-yıldızlı formayla da 22 gol atıp, evrensel boyutlarda ad şöhret olup ''Futbol Ordinaryüsü'' ünvanını hak eden yaşayan efsane Lefter Küçükandonyadis'in ilginç transfer hikayesi...

Fenerbahçe Dergisi Ocak 2007

Sir Robert William #1

"Eğer beyaz mendiller sizin için kalkıyorsa o zaman bir ihtimal takımın başında kalabilirsiniz ancak beyaz mendiller başkan için kalkıyorsa o zaman bavulları acele toplamalı ve hızla gitmelisiniz..."
Bobby Robson